Bakan Tekin: “Çocuklarımızın Eğitim Hayatı Farklı Bir Boyut Kazandı”

A

ARAHABERİ

Ziyaretçi
Gazeteabc/ Haber: Adiviye Elbaş Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Bursa ziyareti kapsamında AK Parti Bursa İl Başkanlığını ziyaret etti. Gerçekleştirilen ziyarette Bakan Tekin: “Görev yaptığım süre içerisinde sürekli sahalardayız. Bugün buradayız. Bu ziyaretlerimizde il deki eğitim öğretim alt yapısını değerlendiren toplantıların değerlendirmesini yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımıza bu kadar devrim niteliğinde destek olan Ak Parti ailesine teşekkür ediyoruz. Bugün Türkiyede 2002’den önceki Türkiye ve 2002’den sonraki Türkiyede değerlendirme yaparken Ak Parti teşkilatının ve Türk milletinin çok büyük bir desteği var. Ben bu yüzden huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum.” dedi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin konuşmasının devamında: “Eğitimde niteliği değerlendirmede uluslararası alanda en çok dikkate alınan göstergelerden biri öğretmen başına düşen öğrenci sayısıdır. Uluslararası göstergelerin tamamı bu konuya vurgu yapmaktadır. 2002-2003 eğitim öğretim yılında Bursa’da toplam 16.568 öğretmen görev yapıyordu. Bugün ise bu sayı 42.917’ye ulaşmış durumda. Yani öğretmen sayımız yaklaşık 2,5 kat artmıştır. Bunun istatistiklere yansıması da oldukça önemlidir. Çok detaya girmeden ifade etmek gerekirse, o dönemde ilköğretim okullarında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 30 iken bugün ilkokullarda 19, ortaokullarda ise 14’tür. Bu bizim açımızdan son derece önemli bir göstergedir. Bir başka konu da derslik sayılarıdır. 2002-2003 eğitim öğretim yılında Bursa’da toplam 9.488 derslik bulunuyordu. Bugün ise bu sayı 25.407’ye ulaşmıştır. Devam eden yatırımlarımız ve yeni projelerimizle bu rakam daha da artacaktır. Üstelik 2002 yılındaki dersliklerin önemli bir kısmı ekonomik ömrünü tamamladığı veya daha modern ve kapasitesi yüksek okullar yapılabilmesi amacıyla yıkılarak yeniden inşa edilmiştir. Buna rağmen bugün ulaştığımız sayı gerçekten dikkat çekicidir. Bu artışın eğitim öğretime yansıması da son derece olumlu olmuştur. 2002 yılında ilkokul ve ortaokullarda derslik başına düşen öğrenci sayısı ortalama 44’tü. Bu oldukça yüksek bir rakamdı. Ortalama 44 öğrenci demek, bazı sınıflarda 70, 80 hatta 90 öğrencinin bulunması anlamına geliyordu. 2026 yılı itibarıyla Bursa’da bu rakam 27’ye düşmüştür. Bu gerçekten çok önemli bir gelişmedir. Ortaöğretimde, yani liselerde ise 2002 yılında derslik başına düşen öğrenci sayısı 39 iken bugün 22 seviyesindedir. Bu tablo, yapılan yatırımların eğitim öğretim sürecine sağladığı katkıyı açıkça ortaya koymaktadır. Bu süreçte emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Artık geldiğimiz noktada meseleyi farklı bir boyuta taşımak istiyoruz. Gerek dünyadaki egemen söylemler gerekse bu söylemlerin başta sosyal medya olmak üzere iletişim araçlarıyla yaygınlaşması sonucunda çocuklarımızın eğitim öğretim hayatı farklı bir boyut kazanmıştır. Bununla birlikte bizi rahatsız eden bazı durumlarla da karşı karşıya kalıyoruz. Özellikle sosyal medya etkisiyle millî ve manevi değerlerinden uzaklaşan, vatanseverlik, yardımlaşma ve dayanışma gibi bizi biz yapan değerlerle bağları zayıflayan bir gençlik tablosu ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında öğretim programlarımızı hem çağın ihtiyaç duyduğu pedagojik ve teknolojik yeniliklerle güncelledik hem de değer odaklı bir anlayışla yeniden yapılandırdık. Eski müfredatlarımız büyük ölçüde bilgi aktarımı üzerine kuruluydu. Çocuklarımıza ne kadar çok bilgi verirsek o kadar başarılı olacağımız düşünülüyordu. Ancak dünya artık farklı bir noktaya geldi. Günümüzde çocuklar bilgiye ulaşmakta zorlanmıyor; asıl sorun, o bilgiyi nasıl ve ne amaçla kullanacaklarını bilmemeleridir. Bu nedenle gelişmiş ülkeler eğitim programlarını bilgi vermekten çok, bilgiyi beceriye dönüştürmeye odaklı hâle getirmiştir. Bizim de bunu yapmamız gerekiyordu. Bu bir tercih değil, zorunluluktur. 2012-2018 yılları arasında Bakanlıkta müsteşar olarak görev yaptığım dönemde katıldığımız tüm uluslararası toplantılarda öğretim programlarımızın beceri odaklı hâle getirilmesi gerektiği vurgulanıyordu. Biz de Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile bu dönüşümü gerçekleştirdik. Ancak bununla da yetinmedik. Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitim süreçleriyle ilgili iki temel kurum bulunmaktadır. Bunlardan biri Yükseköğretim Kurulu’dur. Adından da anlaşılacağı üzere öğretim odaklıdır. Biz ise Millî Eğitim Bakanlığı olarak eğitimden sorumluyuz. Dolayısıyla yalnızca bilgi vermekle değil, aynı zamanda çocuklarımıza millî birlik ve beraberlik duygusunu kazandırmakla, toplumsal yapımızı ayakta tutan değerleri aktarmakla da yükümlüyüz. Bu nedenle Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni oluştururken bilgiyi beceriye dönüştürmeyi esas aldık. Daha açık bir ifadeyle öğrencilerimizin “Öğretmenim, bu bilgi bizim günlük hayatımızda ne işimize yarayacak?” sorusuna cevap verebilen bir eğitim anlayışını benimsedik. Aynı zamanda müfredatımızın tamamına millî ve manevi değerlerimizi yerleştirdik. Artık öğrencilerimiz fizik, kimya, matematik ya da tarih dersi alırken, bizi biz yapan değerlerin örnekleriyle de karşılaşmaktadır. Bu süreçte yalnızca müfredat değişikliğiyle yetinmedik. Müfredatı destekleyecek farklı araçları da devreye aldık. Bunlardan biri “okul dışı öğrenme ortamları”dır. Amacımız çocuklarımızın yaşadıkları mahalleyi, ilçeyi ve şehri tanıyarak hayata başlamalarıdır. Bulundukları bölgelerdeki tarihî eserleri, kültürel değerleri, gelenekleri ve yaşam biçimlerini eğitim sürecinin bir parçası hâline getirdik. Bu kapsamda yemek kültürü, sanat, yöresel türküler, geleneksel kıyafetler ve yerel üretim biçimleri de eğitim içeriklerine dahil edilmiştir. Çocuklarımızın mensubu oldukları milletin kültürünü tanımalarını amaçlıyoruz. Aynı anlayışla geleneksel çocuk oyunlarımızı da eğitim sürecine dahil ettik. Çünkü oyunların toplumsal değerlerin aktarılmasında önemli bir araç olduğuna inanıyoruz. Bu amaçla formatör öğretmenler yetiştirdik ve okul bahçelerimizi geleneksel oyunların oynanabileceği alanlara dönüştürdük. Bugün burada bulunmamızın sebeplerinden biri de mutfak kültürü ve gastronomidir. Yemek kültürü ve mutfak sanatları, bir toplumun değerlerinin en görünür olduğu alanlardan biridir. Yurt dışından ya da başka şehirlerden gelen misafirlerimizi karşılama biçimimiz, onları ağırlamamız, soframızı paylaşmamız kültürümüzün ayrılmaz parçalarıdır. Bu nedenle gastronominin kültürümüzdeki yeriyle ilgili önemli çalışmalar başlattık. Türkiye’de ilk etapta 7 gastronomi lisesi açtık. Bunların 2’si eğitim öğretime başladı, diğerleri de kısa süre içerisinde faaliyete geçecek. Bölgesel gastronomi kültürünün ve mutfak sanatlarının yaşatılması için çalışmalarımız devam edecek. Bir başka önemli çalışma da Anadolu peynirleriyle ilgilidir. Öğrencilik yıllarımda, 1990-1991 döneminde okuduğum bir haberi hiç unutmuyorum. Haberde Fransız köylülerinin, geleneksel peynir üretimini etkileyebilecek bir düzenlemeye karşı parlamentoyu protesto ettikleri anlatılıyordu. Benim dikkatimi çeken nokta, Fransızların kendi peynir kültürlerini korumak adına gösterdikleri hassasiyetti. Bizim de kendi kültürel değerlerimizi aynı kararlılıkla korumamız gerektiğine inanıyorum. Bu anlayışla Anadolu peynirleri projesini başlattık. Bakanlık olarak yürüttüğümüz çalışmada 472 peynir çeşidi tespit edildi. Bunların 88’inin herhangi bir kayıt altına alınmadığı görüldü. Amacımız bu ürünlerin envanterini oluşturmak, Olgunlaşma Enstitülerimiz aracılığıyla üretim süreçlerini kayıt altına almak ve bu alanda faaliyet göstermek isteyen girişimcilere destek sağlamaktır. Bu çalışmanın tanıtım toplantısını da bugün Bursa’da gerçekleştirdik. Sabah saatlerinde ayrıca 2 okul ziyareti yaptık. Öğretmenlerimiz ve öğrencilerimizle bir araya gelerek sohbet ettik. Böylece verimli ve kapsamlı bir Bursa ziyareti gerçekleştirmiş olduk." dedi.

 
Üst